“11. Sınıf Tarih 1. Dönem 1.Yazılı Genel Tekrarı - Full Tekrar - OYSS/Maarif” videosunun tam transkripti. Videoyu o andan açmak için bir zaman damgasına tıklayın. Başka bir video mu lazım? YouTube transkript oluşturucuyu kullanın.
0:00 Evet gençler selamlar. Umarım iyisinizdir, keyfiniz yerindedir. Şimdi konularımızı ayrı ayrı anlatmıştık. 1ci ünitenin 1, 2inci 3ün kısımlarını en son Lizbon, İstanbul depremleri de dahil onları anlatmıştık. Şimdi zaten sınavımız oraya kadar. Ben de oraya kadar olan konuları tek bir videoyla özet, hızlı bir tekrar şeklinde size sunacağım. Muhtemelen yine 50 dakika falan sürecektir ama bakalım artık kaç dakika olursa olsun sonuçta az zaman kaybedebileceğin ve sağlam bir şekilde konuları hatırlayabileceğin bir genel tekrar videosu olacak 11. sınıf için. Şimdi size şunu hatırlatmam lazım. Telefon uygulamamı birçoğunuz indirdiniz zaten canlarım. Ücretsiz kısımdan premium kısma geçmek için acele etmeyin. Çünkü ben mesela yazılı provaları kısmında 30 tane yazılı senaryosu hazırladım ama bunlardan zaten 6
0:45 tanesini size eee ücretsiz kısımda vereceğim. Tamam mı? Ve bu da muhtemelen size yetecektir. Yani her senaryo örneğine göre hazırlanmış toplamda 6ı farklı senaryo var ve altı farklı senaryoya göre ben yazılı sorusu hazırladım. Onlara ulaşabileceksiniz merak etmeyin. Eee o yüzden uygulamayı ücretsiz kısımlarıyla özellikle değerlendirmeye çalışırsınız. Tamam mı? İsterseniz hemen başlayalım. Videoya başlamadan önce de kanalıma abone olursanız çok sevinirim. Bundan sonraki hem yazılı dönemlerinde hem de yeni sınav sistemine hazırlık sürecinde birlikte oluruz. Bu noktada beni desteklemeyi ihmal etmeyin. Şimdi canlarım ne yapıyoruz? Hemen tarih dersleri kısmına geliyoruz. Acele etmiyorum. Yavaş yavaş anlatacağım merak etmeyin. Burada 1inci ünitemizin 1inci kısmında Osmanlı Devleti'nin 16831789 yılları arasındaki siyasi ve askeri
1:30 mücadeleleri kısmı var. Bununla başlıyorum. Ders notlarımı açtım. Ekranımı büyüttüm. Kalemimi seçtim ve başladım. Şimdi canlarım şöyle düşünelim bu işi. 1. üniteden üç kısmımız var. Tamam mı? Lizbon depremine kadar olan kısım. Yani orası da dahil. Sorularımız sadece oradan gelecek. 1in yani 1inci ünitenin ü kısmından soru geliyor. Fazla yeri çalışmanıza gerek yok. Şimdi burada ne yapıyoruz? Kavramlarla başlıyoruz. En başta şu kavramları bir bilmekte fayda var. Barok ve rokoko dediğimiz zaman aklımıza Avrupa'da ortaya çıkmış mimari bir üslup gelsin. Tamam mı? Ama Barok mimari üslubunda abartılı süslemeler varken Rokoko'da ne var? Bak zarif, kıvrımlı, yoğun bir süslemeye dayanan bir mimari üslupmuş. Devrim dediğimiz zaman siyasal, toplumsal ve ekonomik düzende kısa sürede meydana gelen köklü
2:17 değişimler aklımıza gelecek. Sanayileşme üretimden, el emeğinden sanayileşmeyi, makinalaşmaya geçişi ifade ediyor. Hendes sahane bizim karşımıza çıkacak bir kavram. Osmanlı Devleti'nde askeri eğitim vermek, teknik eğitim vermek amacıyla kurulmuş Mahmut döneminde açılmış bir okuldur. Sefaret dediğimiz zaman aklımıza ne gelmeli? Şimdi Osmanlı gerileme döneminde yani 1700'lü yıllarda ilk defa geçici elçilikler açacak ve bu geçici elçilikleri açtıkları bölgelere elçiler gönderecek ve bu elçiler gittikleri yerlerde elçilik raporları yani sefaretname hazırlayacaklar. O zaman canlarım sefaret elçilik kurumu, sefaretname ise elçilik raporlarıdır. Aklınızda olsun. Matbaa da zaten kağıt basımını sağlayan teknik icatı. İsterseniz burada etkinlik kısmından
3:03 hemen olayı bir kolaylaştıralım. Şöyle yapalım. Etkinliğe basalım. Buradaki kavramları bir oturtalım. Şimdi canlarım gösterişli, hareketli ve abartılı süslemelerin olduğu mimari üslük diyorsa ben şu boşluğa ne yaparım? Barok yazarım. Tamam mı? Zarif, kıvrımlı ve yoğun süslemeler diyorsa bu mimari üslubu soruyorsa hemen rokokoya basarım. Rokoko'yu aldık. düzende kısa sürede meydana gelen değişim, köklü değişim diyorsa tabii ki bu neydi? Devrimdi. Devrime bastık. Askeri teknik eğitim vermek amacıyla 1. Mahmut döneminde açılan okul hangisiydi? Hendeshaneydi. Elçilik görevi ya da elçilik kurumu dersem sefaret ama elçilik raporuna ne diyorum? Sefaretname diyorum. Yazı ve görselleri kalıplarla çoğaltma işi, basın tekniği. O zaman matbaa derim.
3:50 Burada zaten sanayileşme kaldı. Notuma geri döndüm. Şimdi canlarım, Osmanlı Devleti'nin 17. yüzyılda güç kaybetmesinin nedenlerine bakalım. Yani 1600'lü yıllarda Osmanlı neden zayıfladı? Bunu sorguluyorum. Bir kere yönetim ve siyasi alanda bozulmalar var. Askeri ve sosyoekonomik anlamda bozulmalar vardı. Örnek vermek gerekirse Osmanlı'nın merkezi otoritesi bozuldu. Taşra'da bütün düzen bozuldu. Sık sık taht değişiklikleri yaşanıyor. Ki Osmanlı 17. yüzyılda en çok padişah değişikliği yaşayan dönemini yaşamıştı. Yani en çok padişah değişikliği 1600'lerde 17. yüzyılda yaşanmıştı. Sancak sistemi kaldırılmıştı. Bu da Osmanlı'nın dengelerini bozdu. Çünkü sancak sistemi padişahların çocuklarının tecrübe kazanmasını sağlayan bir sistemdi. Sancak sistemi kalkınca yerine kafes usulü geldi. Yani şehzadeler
4:37 sarayda tecrübe kazanamadan tahta çıkmaya başladılar. Bu tabii ki Osmanlı'nın düzenini bozdu. Askeri anlamda baktığımız zaman bu dönemde Avrupalılar çok ilerlemişti. Özellikle hücum taktikleri, yeni yöntemler ve okullar, askeri okullar açmışlardı. Osmanlı bunu takip edemedi ve Osmanlı ordu olarak askeri üstünlüğünü Avrupa'ya karşı kaybetti. Bunun dışında canlarım Osmanlı'ya karşı Avrupalılar sürekli olarak ittifak kuruyorlar. Birlikte hareket ediyorlar. Bu da Osmanlı'yı zor duruma düşürüyordu. Sosyoekonomik açıdan baktığımız zaman tımar sistemi bozulmuştu. Tımar sistemi hizmetlerinin karşılığında valilere, komutanlara bırakılan toprakları ifade ediyordu ve bu topraklardan bedava asker yetişiyordu. Ama bu sistem bozulunca ne olacak? Hem ekonomi bozulacak, hem sosyal düzen, hem askeri düzen yani tımar sisteminin bozulması Osmanlı'yı
5:24 birçok alanda olumsuz etkilemişti. Celali isyanları çıkmıştı bu dönemlerde ve Celali isyanları da Osmanlı özellikle sosyoekonomik hayatını olumsuz etkilemişti. Avarız vergisi sürekli alınmaya başlanmıştı. Yani olağanüstü hallerde alınan bir vergiydi ve düzenli alınıyorsa bu da Osmanlı'yı ekonomik anlamda zayıflatmıştı. Mültezim dediğim zaman aklınıza ne geliyor canlarım? Mültezim de iltizam sisteminde Osmanlı'nın merkeze uzak olan eyaletlerde bulunan topraklarını kiralayan kişilerdi. Belirli bir süreliğine topraklar Mültezimler tarafından kiralanıyordu. Bu da Osmanlı'nın o topraklarında yaşayan halkının merkeze karşı güven kaybetmesine sebep oluyordu. O yüzden mültezimlerin halktan böyle ağır vergiler alması, vergi toplaması filan yani iltizam usulünün uygulanması Osmanlı'nın sıkıntı yaşamasını getirdi.
6:10 Şimdi canlarım anlattıklarımı etkinlikle oturtmaya çalışalım. Bakın şimdi güç kaybının nedenleri. Tamam. Bunu sorguluyoruz ve eşleştirip buluyoruz. Bakın merkezi otoritenin zayıflaması hangi alanda bir sıkıntı? Yönetim alanında. Osmanlı'nın savaşları kazanamaması askeri anlamda bir sıkıntı. Can ve mal güvenliği kalmayan köylünün toprağını terk etmesi sosyal ve ekonomik anlamda sıkıntı. Tımar sisteminin bozulması ve iltizamın yaygınlaşması sosyal ve ekonomik anlamda Osmanlı'ya sıkıntı yaratacak. Ama sadece bununla sınırlı değil farklı alanlarda da zarar var. Sık sık taht değişikliğinin yaşanması ya da sancak sisteminin kaldırılması yönetim idari anlamda sıkıntı yaratacaktır. Mültezimlerin ağır vergiler toplaması ya da avarız gibi vergilerin sürekli alınması ekonomik ve sosyal sıkıntılara sebep olur. Avrupalıların mühendislikte gelişip yeni
6:57 silahlar üretmesi tabii ki askerlik diyeceğiz. Taşra'da asayişin bozulması ve iç karışıklıkların yaşanması idari siyasi yönetim alanında sıkıntılardır. Savaşlarda yeni hücum yöntemlerinin oluşturulması askeri anlamda alabiliriz. Hemen notuma geri döndüm. Devam ediyorum. Bakalım burada ne varmış? 17. yüzyılın ikinci yarısında önemli fetihler canlarım. Özellikle şöyle düşünelim tamam mı? Burada bu kalelerin, bu bölgelerin nerede olduğunu bilmemiz lazım. Mesela Uyvar Kalesi dediğimiz zaman bugün günümüzdeki topraklara bakacaksak Slovakya bölgesinde Girit dediğimiz zaman Girit aklımıza hemen Akdeniz'i getirmeli ve bakın kalemi seçeyim şuradan. Girit dediğimiz yer neresiydi? Tam olarak şurasıydı. Burada bir Kandiye kalesi var. Çok önemli. Kamençe kalesi dediğim zaman bakın
7:42 günümüzde Ukrayna topraklarında Çehrin Kalesine baktığım zaman günümüzde yine Ukrayna sınırlarında bulunan bir kaleydi. Şimdi isterseniz bu kalelerin nerede olduğunu şöyle bir haritada görmeye çalışalım. Burada daha kolay anlaşılabilir. Şimdi kaleler ve haritası diyor. Başladım canlarım. Kameni kalesi nerede? Kamenice kalesi tam olarak şurada. Sürükleyelim canlarım. Şöyle götürelim. Kamaniçe kalesinin yeri burası. Tamam mı? Uyuvar Kalesi dersem günümüzde Slovakya topraklarında tam olarak burada. Bakalım. Kandiye Kalesi Girit topraklarında. Girit adasında. O zaman buraya götürdüm. Özi dediğim yer tam olarak burası. Hatta burada bir Özi nehri var. Azak dediğim zaman tam Azak deniziin kenarında, Karadeniz'in kuzeyinde. Belgrad dediğim yer de tam olarak burası. Buraların yerlerini bilmekte fayda var. Ara ara bunlara bakarsınız. Tamam mı? Hemen devam edelim
8:28 bakalım ne varmış. Şimdi Uyvar Kalesi Osmanlı'da hangi devletten alınmıştı? Bu çok önemli bir gelişme. Uyvar Kalesi Avusturya seferi sonucunda Avusturya'dan alınıyor ve Uyvar'ın alınmasında köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın büyük katkıları var. Zaten Uyvar Kalesi Osmanlı'ya bu dönemde geldiği için şöyle bir deyim ortaya çıkmış. Uyvar önünde Türk gibi güçlü. Bu deyimin ortaya çıkmasında hangi sadrazamın etkisi vardır? Köprülü Fazıl Ahmet Paşa. Demek ki canlarım Uyvar Kalesi Avusturya'dan alınmış. Alınmasında da köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın katkıları varmış. Peki Uyvar Kalesi alınınca ne olur? Bak, Orta Avrupa hakimiyeti için kritik bir üsttü burası ve buranın ele geçirilmesiyle Osmanlı Macaristan'da bayağı bayağı güçlenmiş oldu. Hatta bundan sonra Osmanlı Uyvarı eyaleti denilen bir
9:15 eyalet oluşturdu. Hemen devam ediyorum. Hatırlatıyorum. Girit seferi Kandi kuşatması. Bir kere canlarım Girit adası 4. Mehmet zamanında Venedik'ten alındı. Yani Venedi'in kontrolündeydi. Ve bu Giriti'i almak isterken biz Fransa ve Malta şövalyeleriyle de mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Döneme damga vuran devlet adamımız Köprülü Fazıl Ahmet Paşa. Girit alındığında padişahımız kimdi dersem 4. Mehmetti. Peki Girit'i neden almak istedik Venedik'ten? Çünkü Doğu Akdeniz ticaretinin güvenliğini tehdit eden unsurlar vardı. Bunları ortadan kaldırmak istiyorduk ve Girit'i zor da olsa almayı başardık. Özellikle Kandiye Kalesi'nin teslim olmasıyla Girit 24 yıl süren uzun bir kuşatma sürecinden sonra Osmanlı'ya bağlanmış
10:00 oldu ve Osmanlı Doğu Akdeniz'deki hakimiyetini güçlendirmiş oldu. Hemen devam ediyorum canlarım. Kameniche Kalesi'nin fethi. Kameni neredeydi? Günümüzde Ukrayna topraklarında bulunan bir kaleydi ve biz Kamenicheçe'yi almak istiyorsak Lehistan seferi yapmak durumundayız. Dönemin padişahı yine 4. Mehmetti ve köprülü Fazıl Ahmet Paşa öncülüğünde Kameniçe kalesi Lehistan'dan alındı. Bunun üzerine zaten bu süreçten sonra ne olacak biliyor musunuz? Bakın 1672 Bucaş, 1676 Zoravna anlaşmaları imzalanacak. Osmanlı Podolya ve Ukrayna topraklarına hakim olacak. Yani Osmanlı batıda en geniş sınırlarına ulaşmış olacak. Bunu asla unutmayacaksınız. Bu bizim için çok çok önemli. Demek ki Osmanlı batıda en geniş sınırlarına Ukrayna ve Podolya topraklarına hakim olarak Bucaş
10:46 anlaşmasıyla ulaşmış. Çehrin kalesi nerede? Günümüzde yine Ukrayna topraklarında. Ancak şehrin kalesini almak istiyorsak o dönemde Rusya seferi yapmak zorundayız. Ve Merzfonlu Kara Mustafa Paşa öncülüğünde yine 4. Mehmet zamanında Çehrin Kalesini Rusya'dan almayı başarmışız. Tamam mı? Ve Çehrin Kalesi alındıktan sonra Rus ordusu püskürtülmüş oldu. Sonucunda 1681 yılında Bahçesaray yani Çehrinin anlaşması imzalandı. Bu anlaşma Osmanlı ile Rusya arasında imzalanan ilk resmi anlaşmaydı canlarım. ve Özi Nehri bu dönemde sınır olarak belirlendi. O zaman biz Bahçesaray anlaşmasının Osmanlı ile Rusya arasında yapılan ilk anlaşma olduğunu, ilk resmi anlaşma olduğunu bilmek durumundayız canlarım. Burada da Milli Eğitim Bakanlığı özellikle Kırım'ın, Az'ın öneminden, Belgrad ve
11:33 Budin'in öneminden bahsetmiş ders kitaplarında. Ben de hemen buraya aldım. Bazen ders kitaplarında göremediğiniz bazı bilgileri benim notlarımda göreceksiniz canlarım. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitapları etkileşimli kitaplar ve derslerde etkileşimlere bakma zamanı bulamadığı için hocalarımızın önemli bir kısmı buna gerçekten zaman bulamıyor ki bence bulmaları da çok mümkün değil. Bu müfredatı derste 40 dakikada anlatmak öyle kolay değil. O yüzden canlarım ben o etkinlik kısmına bakamadığınızı farz ederek notlarıma o etkinlik kısımlarını da ekledim. Aklınızda olsun. Tamam mı? O yüzden derste gördüğünüz bilgilerden fazlasını görüyorsunuz. Müfredatta olmadığı için değil. Siz onları etkinlik kısımlarına tam anlamıyla bakamadığınız için fazla geliyor. Ama ben MEP müfredatındakileri buraya aldım, koydum. Tamam mı? Unutmayın. Azak ve Kırım'ın
12:18 önemi. Şimdi Azak denizi, Kırım topraklarının alınması, Osmanlı'nın buraya hakim olması Karadeniz güvenliğini ilgilendiriyor. Karadeniz hakimiyeti ne olur? Güçlenir. Yani sen buraları alırsan Karadeniz'de güç kazanmış olursun. Aynı zamanda ipek yolunda, ticaret yolunda da güç kazanmış olursun. Belgrad ve Budin'in alınması özellikle Osmanlı'nın Orta Avrupa'ya hakimiyeti açısından çok önemli. Ukrayna ve Podolya'da Osmanlı'nın en geniş sınırlarını ifade ettiği için özellikle Ukrayna'nın, Podolya'nın Osmanlı'ya bağlı olması hem Kazakların Osmanlı'ya saldırmasının önüne geçiyor hem de ulaştığın en geniş sınırları bu toprakları elde tutarak korumuş oluyorsun. O yüzden canlarım unutmayın Osmanlı'nın batıda en geniş sınırlara ulaştığı anlaşma Bucaş ve Ukrayna Podolya'nın elde olması batıda en geniş sınırları ifade ediyor. Hemen devam
13:05 edelim bakalım başka ne varmış. Şimdi Avusturya ile yapılan mücadeleler var. Venedik'le yapılan mücadeleler var. Lehistan ve Rusya mücadeleleri var. Burada hepsini görebiliyorsunuz. Mesela Osmanlı Avusturya mücadelelerinde dönüm noktası olan gelişmelerden bir tanesi Viyana kuşatması. Kahlenberg muharebesinde Osmanlı Avusturya'ya yenilecek. Ciğer delen Savaşı'ndan bahsedeceğiz. Mesela canlarım direkt MEB kitabına baktığınızda bunu göremezsiniz ama etkileşim kısmında Ciğer Delen, Semendire bunlar vardır. Zenta muharebesi yine Avusturya'la yapılacak. Şimdi bunları birer birer inceleyelim bakalım neler varmış. 2. Viyena kuşatması 1683 tarihinde başlıyor canlarım. Dönemin padişahı 4. Mehmet'ti ve bu dönem merzifonlu Kara Mustafa Paşa görevlendirildi. Viyana'yı Osmanlı Devleti ikinci kez kuşatmaya çalıştı. Bakın 1inci kuşatma Kanuni döneminde
13:52 denendi. Olmadı. İkinci kuşatma 4. Mehmet döneminde deneniyor. Peki Viyana'yı neden almak istiyoruz? Çünkü o dönemde Avusturya'nın Protestan Macarlara dini ve siyasi baskı uyguladığını görüyoruz. Bunu kurtarmak, onları kurtarmak istiyoruz. Macar lideri Tökelli İmre diye bir adam var. Osmanlı Devleti'nden yardım istiyor. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa özellikle Orta Avrupa'daki hakimiyetini güçlendirmek ve özellikle şan şöhret kazanmak istiyor. Bu yüzden Viyana kuşatmasında bulunuyoruz. Dönemin padişahı 4 Mehmet. Ancak 2 ay süren kuşatmada şehir teslim alınmak üzereyken yardım kuvvetleri Avusturya'ya ulaşıyor. Ve bak özellikle Leh ve Alman kuvvetleri ile mücadele ediyoruz. Lehistan kralı o dönemde Jean Sobieski Kahlenberg tepesinde Osmanlı ordusunu bozguna uğratıyor ve Osmanlı bu
14:39 savaşta yeniliyor ve Belgrad'a çekilmek zorunda kalıyor. Yani geri doğru çekiliyor Belgrad'ta. Zaten 4. Mehmet de o dönemde Belgrad'ta bulunuyordu. Şimdi Viyana kuşatmasının sonucunda ne olacak? Merzifoğlu Kara Mustafa Paşa sorumlu tutulacak ve idam edilecek, öldürülecek. Osmanlı Devleti'ne karşı Avrupalı devletler ne yapacaklar? Kutsal ittifak adı altında bir birliktelik oluşturacaklar. En başta Avusturya, Venedik, Lehistan varken daha sonra Rusya'da bu kutsal ittifak devletleri arasına katılmış ve kutsal ittifak 1684 yılında oluşturulurken bak Rusya daha sonradan olaya katılmış. Sonuçta canlarım Osmanlı uzun yıllar süren yani şöyle düşünün 1684'ten 1699 yılına kadarki süreçte çok uzun yıllar boyunca kutsal ittifak devletleriyle savaşmak
15:25 zorunda kaldı. Sonuçta Osmanlı yenildi. Önce Karlokça anlaşması, daha sonra da 1700 İstanbul Anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Olayın özeti bu aslında. Şimdi detaylarına gireceğiz. Peki bu Karlovça Antlaşmasını biraz sonra detaylı göreceğiz ama şimdiden bir duymuş olun. Karlovça Antlaşması 1699 yılında imzalanınca Osmanlı ilk büyük toprak kaybını yaşıyor ve canlılarım Osmanlı Devleti gerileme dönemine giriyor. Bu iki cümleye dikkat edersiniz. Ciğer delen savaşı ve bu din kuşatması. Osmanlı burada Avusturya ve kutsal ittifak unsurlarıyla karşı karşıya kalıyor. Ve Ciğer Delen savaşı'a Osmanlı bakın ik Vana'ın kuşatmasında Osmanlı geri çekiliyor ya. Osmanlı ordusu dağılıyor, ağır kayıplar veriyor. Budin kuşatılıyor ve sonuçta bu din Osmanlı'nın elinden çıkıyor. Şimdi Budinin kaybedilmesi gerçekten önemli.
16:10 Orta Avrupa'daki Osmanlı gücü zayıflamış oluyor. Burada Özkapı ve Dinepers savunması var. Eğer ben Özkapı Dinyeper savunmasından bahsediyorsam kimlerle mücadele ediyorumdur o dönem Leehistan ve Kazak kuvvetleri yani kuzeydeki bulunan düşmanlarla. Peki canlarım bu dönemde Kırım Hanı 1. Selim Giray var ve Lehistan kralı Jean Sobieski var. Bu Jean Sobieski çok önemli bir leh kralıdır. Tarihe böyle geçmiş, ismi kazmış adamlardan bir tanesi. Peki ne oldu? Lehistan neden saldırdı? Bu süreçte Lehistan'ın amacı ne? Boğdan ve Kırım topraklarını ele geçirmek istediler. Karadeniz'e ulaşmak ve Kameniçe'yi, biraz önce aldığımız Kameniceçe kalesini geri almak istediler. Ama sonuçta biz buraları vermedik. Lehistan Kırım'ı işgal etme ve Karadeniz'e ulaşma hayallerini gerçekleştirememiş oldu. Demek ki Özkapı
16:57 ve Dinyeper savunmasında başarılı olmuşuz. Aklımızda olsun. Gelelim Samendre'nin geri alınmasına ve Salan Kamen muharebesine. Bir kere canlılarım, Salan Kamen'de Osmanlı ordusunu bozguna uğratan devlet Avusturya'dır ve bu döneme damga vuran isim köprülü Fazıl Mustafa Paşa'dır. Artık Fazıl Mustafa Paşa var. Gelişmelere baktığımız zaman bu dönemde canlarım Belgrad, Semendire, Niş Avusturya'dan geri alındı. Ancak Salan Kamen muharebesine geldiğimiz zaman ne oldu biliyor musunuz? Avusturya Osmanlı ordusunu yenmeyi başardı. Hatta köprülü Fazıl Mustafa Paşa savaşta ön taraflarda savaşırken, savaşta bizzat bulunurken şehit oldu. Sonuçta Osmanlı ordusu yenilmiş oldu. Osmanlı Devleti'nin toparlanma süreci sekteye
17:42 uğramış oldu. Hemen gelelim Koyun Adaları Zaferine, Sakız Adasın'ın geri alınmasına. Koyun Adaları zaferi Venedi'ye karşı kazanılıyor ve Sakız Adası geri alınıyor. Sakız Adasın'ın Venedik'ten geri alınmasında Mezamorto Hüseyin Paşa'nın katkıları vardır. Osmanlı Sakız Adasını kimden almış? Venedik'ten almış ve canlıların Mezamorto Hüseyin bu başarısının ardından zaten kaptanı deryalığa getiriliyor. Hatta bu süreçte e özellikle Osmanlı donanmasında kalyon kullanımı yaygınlık kazanılıyor. Şimdi size çok ilginç bir bilgi vereceğim. Osmanlı Girit adasını fethediyor ya. Girit adasını 24 yılda zor zor da olsa almayı başarmıştı. İşte Osmanlı aslında orada uyanmış. Yani Osmanlı'nın deniz gücünün zayıfladığı 24 yıl süren Girit kuşatmasında ortaya çıkmış ve Osmanlı
18:28 Girit kuşatmasında bu sürecin uzamasından dolayı önceden kullanmış olduğu kadırga adı verilen gemileri bırakmış. Kalyon denilen büyük yelkenli gemilere geçmiş. Tamam mı? Demek ki bu kalyonlara geçişte dönüm noktası olan gelişme Girit kuşatmasıdır. Ama daha sonrasında bu Sakız Adasın'ın geri alınması ve bu süreçlerde yapılan mücadelelerde kalyon kullanımı yaygınlaşmış. Özellikle hız kazanmış. Aklımızda olsun. Gelelim Azak kuşatmalarına canlarım. Azak kuşatması, Azak denizi falan dediğim zaman aklınıza Rus çağlığıyla yapılan mücadeleler gelmeli. Çünkü Rusların tarihi emelleri arasında Karadeniz'e hakim olmak, sıcak denizlere inmek vardı. O yüzden Rusya'nın Karadeniz'e ulaşmak istemesinden dolayı Azak çatışmaları kuşatması gerçekleşiyor. Ancak bu
19:13 süreçte Osmanlı maalesef başarısız olacak ve Rusya Karadeniz'e ulaşma yolunda önemli bir üst kazanmış olacak. Çünkü Azak Kalesi Karadeniz hakimiyetini doğrudan ilgilendiriyor. Sen bu kuşatmada başarısız oluyorsan, Azak Rusların hakimiyetine giriyorsa o zaman Osmanlı Devleti ne yapar? Karadeniz hakimiyetini kaybetmiş olur. Bu döneme damga vuran Rus lideri ise Çağr 1. Petroya özellikle dikkat çekmiş olalım. Peki canlarım Osmanlı Azak bölgesini Rusya'ya hangi anlaşmayla verecek? 1700 yılında imzalanacak olan İstanbul anlaşmasıyla. Buna da dikkat edersiniz. Hemen devam edelim. Zenta muharebesi. Biraz önce Osmanlı Avusturya'ya karşı Salkamen yenilgisini almıştı. Şimdi yine Avusturya'ya karşı Zenta yenilgisini alacak. Ve bu süreçten sonra Osmanlı büyük kayıplar yaşıyor zaten. Ve canlıların bu ağır yenilginin alınması
20:00 Karlovça anlaşmasına giden süreci hızlandırdı. Yani Osmanlı artık bu olayın çözülemeyeceğini, bunlarla baş edemeyeceğini gördü ve Karlovça anlaşmasına giden süreci hangi yenilgi hızlandırmış oldu? Zenta yenilgisi. Kime alınmış bu Zenta yenilgisi? Avusturya ordusuna karşı sakın sakın unutma. Osmanlı kaybedilen toprakları geri alma ümidi içerisinde ya işte bu ümit zayıflamış oldu. Zenta'dan sonra hemen gelelim Osmanlı Devleti'nin barış istemesinin nedenleri arasında neler var? Tabii ki Zenta yenilgisinin alınması. Bunun dışında Avusturya sınırlarını çok genişletti. Venedik sınırlarını genişletiyor. Rusya Azak bölgesini aldı. Karadeniz'e hakim oldu. Dolayısıyla Osmanlı mantıklı olanı yapıyor ve barış istemek zorunda kalıyor. Bunun dışında canlılarım zaten İngiltere, Hollanda arabuluculuk
20:46 yapıyor. Bu da aslında barışa giden süreci getirmiş oldu. Ve Sadrazam amcazade Hüseyin Paşa ı. Mustafa'yı o dönem barışa ikna etti. E ne olacak o zaman? Karlovça anlaşması imzalanacak. Karlovça 1699 yılında imzalanıyor. Dönemin padişahı ı Mustafa, dönemin sadrazamı amcazade Hüseyin Paşa. Canlarım bu Karlovça anlaşmasının imzalanmasında dönüm noktası olan gelişmeyi unutmayın. Zenta muharebesi sakın unutma 3üncü söyleyişim. Bu anlaşma 25 yıl geçerli olacak. Anlaşmada garantör devlet olarak Avusturya bulunacak. Garantör devlet ne demek? Yani şöyle düşünün. Bu anlaşmaya ben Osmanlı Devleti olarak mesela uymazsam karşımda Avusturya'yı bulacağım. Garantör devlet aslında anlaşmanın koruyucusu gibi düşünebilirsiniz. Osmanlı Devleti ilk defa İngiltere ve Hollanda gibi yabancı devletlerin arabuluculuğunu kabul etmek zorunda
21:32 kaldı. Ve bu dönem barış görüşmelerinin yapılmasında dönemin reisül küttabı yani günümüzdeki dışişleri bakanı Reisül Küttap Rami Mehmet Efendi olmuş. Bu adam bayağı bayağı emek sarf etmiş. Bu anlaşma imzalansın diye. Sonuçta Osmanlı batıda ilk defa büyük bir toprak kaybı yaşadı. Baksanıza Macaristan, Erdel, Hırvatistan gibi bölgeler Avusturya'ya bırakıldı. Podolya, Lehistan'a bırakıldı. Mora ve Dalmatça toprakları ise Vened'e bırakıldı. Osmanlı ilk büyük toprak kaybını neyle yaşamış? Karlovça anlaşmasıyla. Osmanlı hangi döneme girecek artık? Hak gerileme dönemine girdi. Artık fetih ağırlıklı politikadan mevcut toprakları koruma politikasına dönüldü. Osmanlı artık denge politikası izlemeye çalışıyor ve bu dönemde elindeki toprakları ne yapmaya? korumaya
22:18 çalışıyor. Osmanlı bu toprakları kaybedince, özellikle Macaristan bölgesini kaybedince ne olacak? Orta Avrupa'daki hakimiyeti sona ermiş olacak. Bütün bu konuları tek bir videoda anlatmak var ya işkence. Çok zor canlarım ama bence şu ana kadar iyi gidiyoruz. Çok da zaman kaybettirmiyorum size. Sadece bilmeniz gerekenleri böyle pat hatırlatmaya çalışıyorum. Canlarım bunu söylemem gerekiyor. Çünkü abone sayım artmıyor. Hatırlatmam lazım. Üzgünüm. Kanala abone olmadıysanız lütfen abone ol butonlarına basın. Tamam mı? Bu çok önemli benim için. Bazı öğrenciler çok verimli buluyor anlatımımı benden faydalanıyor ama unutuyor abone olmaya basmaya. Ona basarsanız bana çok büyük katkı sağlamış olursunuz. Şimdi canlarım Karlovça imzalandı. Tamam. Şimdi İstanbul'a gelelim. 1700 İstanbul Anlaşmasıyla Osmanlı ne yapıyor? Rusyaile oturuyor masaya. İstanbul anlaşmasını imzalıyor
23:04 ve İstanbul Anlaşması imzalanınca Azak Rusya'ya bırakılmış oluyor. E peki bu dönemde Rusya İstanbul topraklarında İstanbul'da bizim başkentimizde sürekli elçi bulundurma hakkı elde ediyor. Bu çok kötü. Çünkü yarın bizim iç işlerimize karışırlar ve Rus hükümdarının çarlık unvanı resmen tanınmış oluyor. Yani bu da Rusya'nın üstünlüğünü gösteren gelişmelerden bir tanesi. Peki Azak Kalesi bırakılırsa ne olur? Rusya Karadeniz'e açılmış olur değil mi? Güçlenmiş olur. Osmanlı Devleti'nin Karadeniz hakimiyeti zayıflamış olur. Devam edelim bakalım. Gelelim Purut anlaşmasına. Purut barışına. Çok ilginç bir dönem. Bakın şimdi dönemin padişahı 3. Ahmet canlarım. dönemin sadrazamı yani Serdarı Ekremi, ordu komutanı aynı zamanda Baltacı Mehmet Paşa. O dönem şöyle bir gelişme yaşanmış. Holtova Savaşı denilen
23:49 bir savaş yapılıyor. Bu savaş Rus Çarı 1. Petroyla İsveç Kralı Demirbaş Charl arasında gerçekleşiyor ve Demirbaş Charl kaçıyor Rusya'dan Osmanlı'ya sığınıyor. Osmanlı'da Demirbaşarlı Rusya'ya teslim etmiyor ve Ruslar Osmanlı sınırlarına giriyor. Bir anda Osmanlı ile Rusya arasında savaş başlıyor ve bu savaşta Osmanlı büyük bir zafer kazanıyor. Baltacı Mehmet Paşa Purut Nehrin, ırmağının kenarında Rus ordusunu sıkıştırıyor ve onları onlarla Purut anlaşmasını imzalıyor. Kurut Anlaşması imzalanınca biraz önce 1700 İstanbul Anlaşmasında Rusya'ya bırakılan Azak Kalesi geri Osmanlı'ya geldi. Rusya Azak ve Karadeniz çevresindeki tahkimatlarını kalelerini savunmalarını yıkmak zorunda kaldı. Rusya Lehistan'ın içlerine karışmamayı
24:35 kabul etti. Çünkü bu süreçte Osmanlı bunu istemiyordu. Karışmasını istemiyordu. Rusya da bunu kabul etti. İsveç Kralı Demirbaş Şarla ülkesine serbestçe dönmesine izin verildi. Şimdi canlarım bakın. Purut anlaşması Osmanlı için bir umut oldu. Hani biraz önce Karlovça anlaşmasıyla kaybettiğimiz topraklar vardı ya. Bu kaybettiğimiz toprakları görünce Osmanlı gerileme dönemine girdi Karlov Çağayla ve psikolojisi bozuldu ve elindeki toprakları koruma politikasına döndü. Şimdi Purut anlaşması bir umut oluyor ve ne yapıyor? Osmanlı kaybettiğim toprakları geri alabilir miyim umudunu yeşertiyor. Tamam mı? Bu açıdan Kurlaşması bir dönüm noktası olmuş. Buna dikkat edersiniz. Peki Osmanlı, Venedik ve Avusturya ilişkilerine bakalım. O dönemde canlarım şimdi Osmanlı kendini iyi hissediyor. Purta Anlaşmasından sonra kendini iyi hissediyor ve bakıyor
25:20 ki Venedik Mora yarımadasıa halka bayağı baskı kuruyor. Karadağ halkı Osmanlı Devleti'ne karşı özellikle Karadağ halkını Osmanlı Devleti'ne karşı böyle kışkırtıyor ve Osmanlı ticaret gemilerine saldırıyor. İşte Venedi'in bu tarz hamlelerini görünce Osmanlı ne yapacak? Venedi'ye savaş ilan edecek. Şimdi Osmanlı Venediklerle savaşırken 1716'da da yani 2 yıl sonra ne olacak? Avusturya savaşa dahil olacak. Bir anda Osmanlı hem Venedik'le hem Avusturya'yla karşı karşıya kalmış olacak ve sonuçta Osmanlı kaybedecek. Özellikle Avusturya'nın savaşa girmesiyle Osmanlı kaybedecek. Peki nasıl oldu bu iş? Peter Varedin denilen bir savaş yapıldı Avusturya'yla. Osmanlı Peter Varedin Savaşı'nda Avusturya yenildi. Temeşvari bölgesi elden çıkmış oldu. Hatta canlarım Belgrad kaybedildi. Belgrad
26:07 kaybedilince Osmanlı bakıyor ki artık zor durumda Osmanlı. İngiltere ve Felk devletleri, özellikle Belçika, Hollanda gibi kuzey ülkeleri arabuluculuk yaptı ve 1718 yılında Pasarovça anlaşması imzalandı. Bu Pasarovça anlaşması çok önemli. Biraz sonra olaya gireceğiz. Tamam mı? Pasarovça anlaşmasını ayrıca işleyeceğim. Burada Milli Eğitim Bakanlığı özellikle bir şeyi öğrenmemizi istiyor. Bu Belgrad'ın kaybedilmesinin önemi üzerinde duruyor. Bunu bir söyleyelim. Şimdi Belgrad kaybedilince siyasi anlamda etkileri neler? Askeri anlamdaki etkileri neler? Bir kere siyasi olarak Belgrad kaybedilirse Orta Avrupa hakimiyeti zayıflar ve özellikle Pasorovça anlaşmasının imzalanmasında Belgrad'ın kaybedilmesi bir dönüm noktası olmuş. Ayrıca canlılarım Tuna boyundaki önemli savunma hattı zayıflamış oldu. Ordunun modernleştirilme ihtiyacı ortaya çıkmış
26:54 oldu. O yüzden Belgrad'ın kaybedilmesi deyince aklımıza her zaman ilk gelmesi gereken şey Orta Avrupa'daki hakimiyet olacak. Buna çok dikkat edersiniz. Şimdi gelelim Pasorovça anlaşmasına. 1718 yılında dönemin padişahı Ahmet, dönemin sadrazamı da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa. E bu dönemde canlarım Osmanlı ve Venedik ve Avusturya'yla anlaşma masasına oturuyor. Bu anlaşmaya göre Temeşvar Banat Belgrad Kuzey Sırbistan, Küçük Eflak gibi bölgeler Avusturya'ya bırakılıyor. Bu çok önemli. Büyük kayıplar yaşanmış. Bunun dışında Avusturyalı tüccarlar yani ticaret yapan insanlar Osmanlı topraklarında serbestçe ticaret yapma hakkı elde ediyor. Düşük gümrük vergilerinden yararlanma hakkı elde ediyor. Konsolosluk açma hakkı elde ediyor. Düşük gümrük dediğim şu. Adamlar
27:40 bizim ülkemize mal getirdiğinde, ürün getirdiğinde 5 lira alıyorsak ürünü sokarlarken şimdi 2 lira alacağız. E o zaman bu gümrük yerlerinin düşmesi, Osmanlı'nın ekonomik anlamda zarar görmesi demek. Tabii bunun da şuna yol açma durumu var. Ne kadar düşük gümrük tutarsan yani dışarıdan gelen ürünlerde düşük gümrük alırsan o kadar da ticaret hacmi artacaktır. Böyle de düşünebilirsiniz. Mora yarımadası ve Ege Adaları Osmanlı Devleti'nde kalmış. Hemen devam edelim. Şimdi canlarım burada çok önemli bir etkinlik var. Onu atlamayalım sakın. Buraya bir basalım. Bir saniye. Bakın Purut'tan Pasarovçaya diyor. Burada ne olacak? Bir kronoloji oluşturacağız. Burada ne yazıyor canlarım? Prut'ta Rusya'ya karşı zafer kazanıldı. Tamam mı? Prut'ta Rusya'ya karşı zafer kazanılınca ne oldu? Osmanlı Baltacı Mehmet Paşa öncülüğünde Rusya'yı işte Frut ırmağının kenarında yenmişti
28:26 ya. O zaman ne oldu? Bak Karlovça'da kaybedilen yerleri geri alma umudu doğdu. Doğru mu? Doğru. Peki Karlovça'da kaybedilen yerleri geri alma umudu doğunca ne oldu? Osmanlı hemen Venediye savaşı ilan etti. Osmanlı Venediye savaşı ilan ettikten sonra ne oldu canlarım? Mora yarımadası Venediklerden alındı. Mora yarımadası Venediklerden alındıktan sonra ne oldu? Hemen Avusturya 1716'da Venedik'e yardım için savaşa katıldı. Avusturya savaşa katılınca ne oldu? Peter Vared'in yenilgisi alındı. Temeş var ve Belgrad kaybedildi. E Belgrad kaybedildikten sonra zaten 1718 Pasorovça anlaşması imzalanmış oldu. Bu süreç çok önemliydi. O yüzden etkinliği yapmak istedim. Hemen nota geri döndüm. Umarım böyle etkinliklere geçince dersten kopmuyorsunuzdur. Şimdi pasarovça
29:12 anlaşmasında canlarım kayıpları söyledik. Pasarovçu anlaşmasının sonucunda şöyle bir durum yaşanacak. Osmanlı Avusturya ilişkileri gelişecek. Anlaşma imzalandıktan sonra Osmanlı Avusturya ilişkileri gelişiyor. Bak serbest dolaşım hakkı tanınıyor Avusturya'ya. Gümrük vergileri düşürülüyor. Salgın hastalıklara karşı sınırda karantina ve güvenlik kuşağı oluşturulmuş. Sınır bölgelerinde yerleşim ve geçiş daha güvenli hale gelmiş. Ticari hareketlilik yaşanmış. Bunlar eee bu ilişkilerin gelişmesinin sonuçları aslında. Peki canlarım Pasarçu anlaşmasının üzerinde çok ciddi durmamız lazım. Bu bizim yeni sınav sistemimizde de dönüm noktası olan gelişmelerden bir tanesi. Şimdi iyi dinliyorsunuz. Pasorovça anlaşmasının siyasi boyutunu gördük ama Osmanlı Pasorovça anlaşmasını imzaladıktan sonra Lale Devri denilen bir döneme girecek. Bu Lale Devri kelimesini duyduğunuz anda aklınıza batının üstünlüğünün kabul edilmesi
29:59 gelecek. Çünkü Osmanlı Lale devrine giriyor. Batıyı örnek almaya başlıyor. Batının üstünlüğünü kabul ediyor. Ve bu Lale Devri dönemi 1718'den 1730'a kadar sürüyor. Çünkü 1730 yılında patronun hal isyanı çıkacak. Patron Halil isyanıyla Lale Devri dönemi sona erecek. Hatta dönemin padişahı Ahmet tahttan indirilecek. Buna dikkat ederseniz o zaman Lale Devri Osmanlı'da batılılaşma sürecini başlatan gelişme olmuş. Peki 3. Ahmet'ten sonra Mahmut gelmiş. 1. Mahmut döneminde Avrupa'dan uzmanlar getirilmiş. Ordu teşkilatı yeniden düzenlenmiş ve özellikle Fransız asılı Kompte Boneval denilen bir yabancı uzman geliyor. Kompte Boneval canlarım ülkemize geldiğinde Humbaracı Ahmet Paşa ismiyle görev yapıyor. Bunun dışında bu dönemde topçu ocağı düzenlendi ve mühendishanelerin ilk temelleri olan
30:46 hendeshane dediğimiz askeri kurum kuruldu. Bu hendeshane subay yetiştirmek amacıyla batılı tarzında açılan bir kurumdur. 1. Mahmut zamanında açılmıştır. Hemen devam ettim. 17361739 Osmanlı, Rus ve Avusturya savaşları. Canlarım bu savaş sürecinde Osmanlı hem Rusya'yı hem Avusturya'yı yenmeyi başarıyor. Ve bu savaş sürecinde Osmanlı böyle başarılar kazanıyor. İşte Korniya, Hisarcık muharebelerinde özellikle Avusturya'yı yendikten sonra dikkat edin Pasarovça anlaşmasıyla kaybedilen Belgrad artık geri alınıyor. Düşünsene yaklaşık 22 yıl sonra Belgrad'ı geri almış oluyoruz. Peki Osmanlı'nın başarılı olmasında dönüm noktası olan gelişme ne? Biraz önceki hani demiştim ya ben size hendeshane, batı tarzında subay yetiştirme okulu açıldığı için
31:32 buradan yetişen subaylar bu savaşın kazanılmasında etkili oldu. Aynı zamanda Fransa'dan getirdiğimiz o Fransız asıllı humbaracı Ahmet vardı ya bu da savaşın dönüm noktası olmuş ve savaşın kazanılmasında etkili olmuş. Bu Belgrad Anlaşmasın'ın, bu savaşların sonucunda Belgrad anlaşmasının imzalanmasında şu çok etkili oluyor. Bakın burada Fransa arabuluculuk yapıyor. Fransa arabuluculuk yaptığı için zaten canlarım altını çizelim. Fransa arabulucu olduğu için daha önce Fransa'ya verilmiş kapitülasyonlar yani ticari haklar süresiz hale getiriliyor. Süresiz yani Fransa kapitülasyonlardan süresiz bir şekilde faydalanacak. Bu Osmanlı için ileri vadede kötü bir karardır. Peki Belgrad anlaşmasına ince ince bakalım. Avusturya'dan Belgrad, Kuzey Sırbistan, Küçük Eflak, Banat'ın bir kısmı geri
32:17 alınıyor. Hatta canlarım Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında yaklaşık 50 yıl sürecek bir barış dönemi başlamış. Azak Kalesi Rusya'da kalmış. Ancak o bölgedeki kale ve istihkamlar, savunma alanları yıkılmasına karar verilmiş. Azak çevresi tarafsız ve askersiz bir bölge olmuş. Rusya Karadeniz'de savaş ve ticaret gemisi bulunduramıyor. Demek ki canlarım burada aslında Osmanlı büyük bir zafer kazanmış ki hem Avusturya'yı hem de Rusya'yı sınırlandırmayı başarmış. Özellikle Rusya'nın Karadeniz ticaretini Türk gemileri aracılığıyla yapacak olması Karadeniz'in Türk gölü olduğunu uluslararası alanda son kez ispatlamış oluyor. Yani bak düşünsene Rusya Karadeniz'de savaş gemisi bulunduramıyor, ticaret gemisi bulunduramıyor. Ticaret yapacağı zaman Türk gemilerden faydalanacak filan. Bu Karadeniz hakimiyetini sarsmıştır. Rusya bu noktada büyük kayıp yaşamıştır. Hemen
33:04 devam edelim. Belgrad anlaşması canlarım 18. yüzyılda yani 1700'lü yıllarda batıda imzalanan son kazançlı anlaşma olmuştur. Pasorovça anlaşmasıyla kaybedilen yerler önemli bir kısmı geri alınmıştır. Hatta bu süreçte Fransa'da başımıza bela oldu. Fransa'ya ne oldu? Arabuluculuğundan dolayı kapitülasyonlar sürekli hale getirildi. Şimdi canlarım 1768-1774 Osmanlı Rus Savaşı diyoruz. Bakın 1739 Belgrad anlaşmasıa sağlanan Osmanlı Rus savaşı daha doğrusu barışı ikerina yönetime geldikten sonra bozuluyor. Yani bu barış ortamı kaybolmuş. Tabii o dönem Rusya ne yapıyor? Katerina öncülüğünde Lehistan'ın bizim istemediğimiz şey iç işlerine karışıyor. Lehistan'daki yönetimin belirlenmesine karışıyor. İşte Lehistan'da yaşanan olaylara dahil
33:50 oluyor. Mesela isyan çıkınca bastırmaya çalışıyor filan. haddi olmayan şeylere burnunu sokuyor. Bu tabii Osmanlı Rus ilişkilerini bozuyor. Sonuçta savaş başlıyor. Savaş sırasında Osmanlı ciddi bir donanma yangını yaşıyor. Bak, Çeşme baskını. Bu Çeşme baskınında Osmanlı donanmasını yakan devlet hangisidir dersem Rusya diyeceksiniz. Ve Rusya bu savaş sonucunda Osmanlı'yı yeniyor. Osmanlı yenildikten sonra altını çizelim. Küçük Kaynarca anlaşması denilen çok ağır şartlar içeren bir anlaşma imzalıyor. Küçük kaynarca anlaşması bizim için çok önemli olacak. Çünkü Kırım Osmanlı'nın toprağıydı önceden, değil mi? Kırım artık bağımsız oldu. Yani Kırım kaybedildi. E Kırım kaybedilirse ne olur canlarım? Şu bölge Osmanlı Karadeniz hakimiyetini kaybetmiş olur. Osmanlı ipek yolunda yani bir ticaret yolunda güç kaybetmiş olur. Bu açıdan çok önemli. Osmanlı Devleti
34:36 Ortodoks tebanın haklarının koruyuculuğunu Rusya'ya bıraktı. Rusya ortodoks bir devletti ve Ortodoksların dini merkezi İstanbul'du. Rusya artık Ortodoksları koruyacağım diyerek ne yapacak? Osmanlı'nın iç işlerine karışacak. Ve bu süreçte Boğazlardan serbestçe geçilmesine karar verilecek. Yani Rusya Boğazlardan ne yapıyor? Geçebiliyor. Bu bizim için tabii ki tehdit unsuru diyebiliriz. O zaman şöyle bir yorum yapabiliriz. 1699 Karlovça anlaşması çok ağır şartlar içeriyordu. Ondan sonra imzalanan en ağır şartlar içeren anlaşma bak Küçük Kaynarca anlaşması olmuş. Rusya ile imzalanan bir anlaşmaymış. Burası tamamdır canlarım. Mümkün olduğu kadar her şeye değinmeye çalıştım. Şimdi ne yapalım? 1inci ünitenin ikinci kısmına hemen geçelim. Evet canlarım güzel gidiyoruz. Şimdi Lale Devri sürecine geçeceğiz. Lale Devri'nin devlet ve toplum hayatına
35:22 etkileri diyeceğiz. 1inci ünitenin ikinci kısmındayız. Az kaldı merak etmeyin. Bayağı uzun bir ders oldu ama ben canlarım genel tekrarın ötesinde bir full tekrar yaptım diyebilirim. Çok detaylı her şeyin üzerinde durarak gidiyorum. Biraz uzun olabilir artık kusura bakmayacaksınız ama daha iyi sizin için bence daha iyi. Bakın şimdi Lale Devri deyince canlarım aklınıza iki tane gelişme gelsin. Kritik gelişme dönüm noktası. Bakın, Pasorovça anlaşmasının imzalanmasıyla 1718 yılında Lale Devri dönemi başlar. 1730 patronu Halil isyanının çıkmasıyla Lale Devri dönemi sona erer. Lale Devri döneminin padişahı kimdir dersem bak ne diyeceksin? Sultan Ahmet diyeceksin. E o zaman patronu Halil isyanı hem Lale Devri dönemini sona erdiren hem de Ahmet dönemini sona erdiren gelişmedir. Buna dikkat çekmiş olalım. Peki hocam 3.
36:08 Ahmet'ten sonra tahta hangi padişah çıkıyor dersem Mahmut çıkacak. Ona da dikkat. Peki Lale Devri döneminin önemi nedir? Bu dönemde Osmanlı Devleti batının askeri ve teknik anlamdaki üstünlüğünü kabul etti. Yani Osmanlı Avrupa'nın ileride olduğunu, kendinin ilerisinde olduğunu gördü ve batılılaşma sürecini başlattı. Osmanlı Avrupa'yı takip etmeye, örnek almaya başladı. Bu çok önemli. Peki dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa. Dönemin ünlü edebiyatçısı Nedim dönemin en ünlü nakkaşı yani minyatür sanatçısıysa Levniidir. Ve bu dönemde canlarım e hep böyle insanların rahatsız olduğu şey şu olmuş. Devlet adamları özellikle lükse, sefaya böyle keyfi bir yaşama girmişler. Tamam mı? Böyle kasırlar, köşkler
36:54 yaptırmışlar, eğlenceler düzenlemişler. Bu da insanları rahatsız etmiş. Bu yüzden de patronu Halil isyanı çıkacak ve dönem sona erdirilecek. Canlarım 1718 Pasorovça anlaşması imzalanınca hani biraz önce Karlovça ve 1700 İstanbul anlaşmasıyla Osmanlı'nın kaybettiği topraklar vardı ya işte bu 1718 pasorfça imzalanınca o toprakları geri alma umudumuzun da azaldığını görüyoruz. Yani Purut Anlaşması o toprakları geri alma için bir umut olmuştu. Ama 1718 Pasorovça imzalanınca kaybettiğim toprakları geri alma stratejisinden vazgeçiyorum. Bu açıdan önemlidir. Bundan sonra Avrupalı devletlerle iyi ilişkiler kurmaya, barış odaklı bir siyaset izlemeye başlıyorum. Ve zaten bu dönemde askeri, ticari ilişkiler gelişmiş, kültürel, sanatsal anlamda
37:40 temaslar kurulmuş. Osmanlı diplomatik ilişkileri Avrupa'yla özen göstermiş. Hatta bu bağlamda geçici elçilikler açılmış Osmanlı'da. Osmanlı'da o dönemde Paris'e gönderilen çok önemli bir elçi var. O da 28 Mehmet Çelebi'ydi. Paris'e gidiyor ve elçilik raporu hazırlıyor. Biz elçilik raporuna ne diyoruz? Sefaretname diyoruz. O zaman Lale Devri döneminde ünlü Paris sefaretnamesi ile bilinen elçimiz kimdir? Bakın 28 Mehmet Çelebi. Yani bu adam ne yapmış biliyor musunuz? Osmanlı'nın penceresini batıya açmış. Yani Osmanlı'nın batıya açılan penceresi olmuş 28 Mehmet Çelebi ve o dönem orada yaşadıklarını, gördüklerini elçilik raporuyla Osmanlı'ya iletmiş. Bu açıdan çok önemli. Geçici elçilikler hangi dönemde açılmış? Unutma, Lale
38:26 Devri dönemi. Peki canlarım 18. yüzyıl yüzyıla kadar Osmanlı'da işte geçici elçilikler, düzenli, sürekli elçilikler yoktu değil mi? Olmamıştı. Yani bu işe girmemişti Osmanlı. Peki bunun sonucunda ne oldu? Yani Osmanlı böyle geçici elçiliklerden, daimi elçiliklerden uzak kalmış da ne olmuş? E ne olmuş? Bak batıdaki gelişmelerin gerisinde kalmış. Avrupa'yla entegrasyon eksikliği yaşamış. Yani ilişki kuramamış. Askeri, teknolojik açıdan Avrupa'nın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmış. Çünkü Avrupa'yı takip edemiyorsun ve Avrupa'ya örnek almadığın takip etmediğin için de kendini yenileyemiyorsun. Dünyada neler oluyor ondan uzak kalıyorsun. Bir de Avrupa diplomasisinden, Avrupalı devletlerle ilişkilerden geri kalmış. E bu da yalnız bırakmış Osmanlı. Yani Avrupalılar sürekli kendine karşı ittifak kurarken Osmanlı yalnız takılıyor. Bu da ciddi bir sıkıntı
39:12 olmuş. O yüzden bunun olumsuz sonuçları var. Demek ki daha öncesinde elçilikler açılsa ve Avrupalılar gözlemlense, hangi devlet ne yapıyor, hangi alanda gelişiyor, biz ne yapabiliriz diye düşünülse Osmanlı çok daha iyi bir yerde olabilirdi. Lale Devri döneminde inanılmaz kasırlar, köşkler, bahçeler, süslü böyle bir yaşam ortaya çıkarılıyor. Hatta bu dönemde bakın parklar, bahçeler Versayi Sarayı'nın bahçelerinden örnek alınarak yapılıyor. Döneme damga vuran en önemli kasır, köşk sadabat köşkü, sadabat kasrıdır. Onu bir duymuş olun. Bu dönemde yine yapılan en önemli eserlerden, mimari eserlerden bir tanesi de Ahmet Çeşmesidir. Ve bu çeşmede, bu kasırda canlarım Avrupa tarzı mimari üslup görülüyor. Yani barok ve rokoko dediğimiz o süslemeli, süslü
39:57 mimari üsluplar var ya işte bu eserlerde bu üslupla yapılmış. Aklınızda olsun. Lale Devri döneminde hangi yenilikler yapıldı? Zaten ne dedik? İlk geçici elçilikler açıldı dedik. Bu döneme damga vuran elçi de Paris'e gönderilen 28 Mehmet Çelebi'ydi. Çiçek aşısı uygulaması yapıldı. İstanbul'da yangınlar o dönemde çok çıktığı için yangınları söndürmek amacıyla tulumbacılar ocağı kuruldu. Yani itfaiye bölüğü oluşturuldu. Kültürel açıdan baktığımızda birçok kütüphane açıldı ve özellikle bu dönemde tercümeler yapıldı. tercüme heyeti aracılığıyla böyle yabancı eserler dilimize çevrildi. Bu gerçekten kültürel anlamda Osmanlı'yı ilerleten güzel bir gelişme oldu. Tersaneyi amire ıslah edildi. İlk kez Avrupa tarzında üç ambarlı savaş gemisi bu dönemde inşa ediliyor. Bu dönemde
40:43 canlarım çinicilik faaliyetleri çok ilerlemiş. Çinicilik sanatı bu dönemde çok ilerliyor. Özellikle Osmanlı'da Çini sanatının en çok ilerlediği yerler arasında İznik ve Kütahya vardır. Bu şehirlere de dikkat çekmekte fayda var. döneme damga vuran en önemli gelişmelerden biri de ilk özel Türk matbaasının açılmasıydı. Ve bu matbahanın kurulmasında Mehmet Sait Efendi ve Macar asıllı İbrahim Müteferrik'ın katkıları vardır. Yani bu adamlara öncülük etmiş ve Osmanlı'da ilk Türk matbaası kurulmuş. Bundan sonra Osmanlı ne yapacak? Eser bastıracak. Yani matbaada kitap basımını sağlayacak. Tabii çok fazla eser basılmamış. Onun sebepleri var. Biraz sonra bahsedeceğim. Şimdi matbaa deyince aklımıza şu aşamalarda gelsin. Yani aslında ezberlemeyin ama mantığını bir bilin. Bakın matbaa çok eski bir gelenek. Tamam
41:28 mı? Şöyle düşünün. Matbaada basılan ilk eser Elmas Sutra adıyla 868 yılında basılmış. Yani Avrupa'da matbaa olayı çok öncesinde var. Bakmayın siz Osmanlı 1727'de bu işe girmiş. Avrupalılar bu işi yapıyor. Hatta Osmanlı toplumunda da Ermeniler, Yahudiler, Rumlar İstanbul'da matbağı açmışlar. Ama bizde özellikle dini eserlerin basılması sakıncalı olabilir diye haatların işte eser çoğaltan insanların tepkisiyle matbaa hayatımıza geç girmiş. O yüzden ilk özel Türk matbaası 18. yüzyılın ilk yıllarında 1727 yılında ne yapmış? Hayatımıza girmiş. Matbaada bastırılan ilk eser Vankulul lügatı olmuş ve Elcevheri'nin Arapça sözlüğü Sihahülü lügatın Türkçe çevirisiymiş bu. Buna dikkat edersiniz. Şimdi bakalım. Osmanlı'da matbaanın geç
42:15 yaygınlaşmasının sebeplerine. Bir kere Osmanlı'da okur yazar sayısı azdı. Kağıt tedariği sıkıntılıydı. Baskın maliyetleri bu yüzden yüksekti. Basılan ilk kitapların çoğu satılamadı zaten. Bu yüzden matbaa yaygınlaşmıyor. Kabul görmüyor. Peki toplumun buna ihtiyacının olmadığı düşünülüyor. Halbuki genel anlamda var ama eee kitap basıldığında tercih edilmiyor ve bu da ciddi bir sıkıntı tabii ki. ya da toplumun bilgi ihtiyacını uzun süre el yazması eserlerden karşılaması matbaayı böyle arka plana atıyor. Kur'an'ın basılacağı endişesiyle yani dini kitapların olur da yanlış basılır diye endişe edilmesiyle e ne yapılıyor? Dini eserler basılmıyor ya da daha sonraki dönemlere bırakılıyor. Hattatların matbaaya yönelik olumsuz düşünceleri, el yazması, kitapların daha
43:00 güzel görülerek tercih edilmesi, Osmanlı'da matbaanın geç yaygınlaşmasının sebepleri olmuş. Lale devrinde mimari dediğimiz zaman aklımıza hangi üsluplar geliyor? Barok ve Rokoko. Bu mimari üsluplar normalde Avrupalılarındı. Osmanlı'da Lale Devri döneminde Avrupa'yı örnek alınca ne yaptı? Bu tarzda mimari eserler verdi. Mesela Ahmet Çeşmesi, Sadabat Kasrı bunlara en güzel örneklerdi. Bakın Topkapı Sarayıaki Hassoda yine Lale devrinde Barokroko üslubunu gösteren bir yapı. Lale devrinde Osmanlı Avrupa ilişkilerinin kültürel hayata etkilerine bakalım. Artık ilişkiler gelişti dedik ya. Osmanlı la Avrupa arasında böyle ilişkiler hem ticari ilişkiler hem sosyal kültürel ilişkiler gelişiyor. Bak Avrupa kıyafeti, camı ve kumaşı Osmanlı'yı etkiliyor. Osmanlı'nın da kürklü kıyafeti, sarı, cübbeleri,
43:47 kumaşları Avrupa'yı etkiliyor. Karşılıklı bir etkileşim söz konusu. Ve batıda Türk modası denilen bir akım başlıyor. Yani Osmanlı gibi giyinmek, Osmanlı gibi yemek yemek gibisinden bir anlayış ortaya çıkıyor. Avrupalılar Osmanlı'yı çok ilginç buluyor. Osmanlı'nın kültürünü ne yapıyor? benimsiyor ve Osmanlı'ya özgü o kültürü kendi ülkelerine taşıyorlar. Bu dönemde gelelim Lale Devri döneminin sonuna. Canlarım, Lale Devri dönemi neyle bitti? Patronu Halil isyanıyla. Bu isyan neden çıktı? Çünkü o dönemde özellikle İran'la bir mücadele var ve İran mücadelesi Osmanlı ekonomisini yıpratmıştı. İstanbul'da ciddi anlamda bir göç var. İstanbul'a gelen göçler işsizlik, salgın hastalıklar ve güvenlik sorunları ortaya çıkartıyor ve yöneticiler zevke, sefaya dalmış keyfi bir yaşam içerisinde. Bu yüzden isyan yeniçeri patronu Halil
44:33 öncülüğünde başlamış. Esnaf, halk ve bazı ulema yani din adamları, medrese çıkışlı insanlar da bunu desteklemiş ve Ahmet bu dönemde tahttan indirilmiş. Lale Devri dönemi bu isyanla sona ermiş ve Mahmut Tahta çıkmış. 1. Mahmut Tahta çıktıktan sonra da hemen isyancıları zaten ne yapacak? cezalandıracak ve 1. Mahmut o dönemde devlet otoritesini bir şekilde sağlamayı başaracak. Evet canlarım geldik Lizbon ve İstanbul depremlerinin etkilerine. 3üncü kısımdayız burada hemen cumhuriyet döneminde yaşanan depremleri kronolojik olarak bir hatırlatayım size. Bakın Hakari depremi olmuş 1930'da. 39'dan olmuş. Büyük Erzincan depremi gerçekten ağır depremlerden bir tanesi. Onun dışında ne var? Marmara, Düzce depremleri çok ağır depremlerdi. 1999'da ben onu hatırlıyorum. Van depremi yine ürkütücüydü. Sonuçları itibariyle
45:18 kötüydü. Maraş depremi herhalde en kötüsüydü. Maraş'ta, Malatya'da, Adıyaman'da, Hatay'da binalarımız yerle bir oldu. 8 10 tane şehir bu büyük depremden etkilenmişti ve e bu vesileyle o depremde yakınlarını kaybeden öğrencilerime de başsağlığı dilerim. Ağır bir depremdi. 2023'te gerçekleşmişti. Şimdi dünyada da böyle çok çok büyük depremler oluyor. Zaten Türkiye bir deprem kuşağı ülkesi ama dünyada da mesela Çin'de çok büyük depremler olmuş tarih boyunca. 1556 yılında Şansi depremi var Çin'de 100.000 kişi ölüyor ama 830.000 kişi işte depremden sonra ortaya çıkan yangınlardan, salgınlardan dolayı, kıtlılıktan dolayı yaklaşık 1 milyona yakın insan bundan etkilenmiş ve can kaybı yaşanmış. Depremden sonra şöyle düşünün, o kadar büyük bir deprem ki bölgenin coğrafyası değişiyor. Yani yeni
46:05 tepeler, yeni ovalar filan ortaya çıkıyor. O kadar büyük bir deprem. Hatta depremden sonra Çin'de artık binalar yapılacağı zaman taş yerine, ağır molozlar yerine bambu ve ahşap kullanılıyor. Böyle bir tedbir alınıyor. Onun dışında canlılarım 1894'te İstanbul depremi var. Tam da böyle Osmanlı'da ik Abdülhamit dönemine denk geliyor. Bu deprem de ağır bir depremdi. Ve bak 1000 tane ev, 300 tane o dönem için büyük rakamlar bunlar. 300 tane dükkan yıkılmış. Yaklaşık 500 kişi hayatını kaybetmiş. Tabii Abdülhamit depremden sonra bazı tedbirler alıyor. Mesela Atina Rasathanesi müdürüne bir rapor hazırlatıyor ya da Roma rasathanesi işte İtalya'dan rasathaneden uzman bir ekip getirtiyor. Bu şekilde depreme tedbir olarak bazı çalışmalar yapıyor. Büyük Erzincan depremi gerçekten büyüktü. 7.9 büyüklüğünde bir depremden bahsediyorum.
46:51 33.000 kişi hayatını kaybetmiş. Bu deprem olduktan sonra Erzincan'ın yerleşim yeri değişmiş. Erzincan'ın kuzeyine taşınmış insanlar. Erzincan'ın kuzey bölgelerinde yeni yerleşim alanı oluşturulmuş. Tabii depremden sonra devlet ne yapıyor? Bazı tedbirler alıyor. Mesela deprem için ülkemize gönderilen yardımlardan dikkat edin yardım geldiği zaman gümrük vergisi almamış mesela. Onun dışında deprem zedelerin vergi borçları silinmiş ya da ev yapacaklar için malzemelerin teminini sağlamış ya da işte bedelsiz arazi tahsis etmiş. Tabii bu devletlerin, hükümetlerin yapması gereken şeyler. Sosyal devleten halkın ihtiyacını karşılamak durumundasın. Her depremden sonra da devlet ne yapar? Halkına yardım yapar. ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırk. Gelelim Şili depremine canlılarım. 1960'ta Şili depremi 9.5 büyüklüğünde bir deprem. Bu depremin
47:38 ardından büyük tsunamiler oluşuyor. Yani dev dalgalar. Düşünsenize yani enkaz altında kalmış insanlar depremden sonra dev dalgalarla, tsunami ile uğraşmak zorunda kalıyor. 5.000 civarı insan hayatını kaybediyor. 2 milyondan fazla insan evsiz kalıyor. Deprem sonrasında tabii Şili hükümeti bazı stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Ulusal bir strateji planı hazırlanıyor. Bundan sonra yapılan yeni binalar sismik dalgalar karşısında kendi temelleri üzerinde hareket edebilecek şekilde temin ediliyor. Ve zaten alınan bu önlemlerden dolayı Şili'de yaşanan bundan sonraki depremlerde bu kadar can ve mal kaybı yaşanmıyor. Aklımızda olsun. Demek ki tedbirler önemli. Gelelim canlarım Lizbon depremine. 1755 yılında yaşanan bir deprem. Tam da böyle Azizler Günü adı altında bir ay düzenlendiği zaman, insanların kilisede
48:24 toplandığı zaman Portekiz'in başkenti Lizbon'da 8.3 büyüklüğünde bir deprem meydana geliyor. Bu deprem 6 dakika sürüyor ve yaklaşık işte Lizbon'un %85'i yıkılıyor. Tamam mı? Bu depremin azizler gününde meydana gelmesi, kilisede insanların toplanması, depremden sonra bu mumların işte ateşlerin etrafa dağılmasıyla yangınların çıkması depremin sonucunu daha da böyle katlanılmaz boyutlara ulaştırmış. Dediğim gibi %85'i yıkılmış Lizbon'un. Peki Lizbon depreminin idari etkileri neler? Şimdi dönemin kralı 1. Jos diye bir adam var. Tamam mı? Portekiz'in kralı ve Bakan Pompal diye bir bakan var. onu görevlendiriyor. Depremin ardından hemen acil yetkilere sahip olan 12 bölge yöneticisi atanıyor. Yani tedbir olarak ne yapılıyor? 12 tane bölge yöneticisi atanıyor. Hemen
49:11 yağmalar, hırsızlıklar oluyor ya depremin ardından fırsatçılar böyle gerçekten acımasız insanlar ortaya çıkabiliyor ki dünyada bu var. Gerçekten var. Bu yağmalara, hırsızlıklara karşı ya da yangınları söndürmek için hemen tedbirler alınıyor. Şehre girişler, çıkışlar denetim altına alınıyor. Evsizler için tabii ki çadırlar kuruluyor. İnsanlar çadırlarda yaşamaya çalışıyor. Salgın yaşanmasın diye. Depremin ardından ölen insanlar hastalıklara sebep olmasın diye hemen kiliseden özel bir izin alınıyor ve dini törenler yapılmaksızın acıyla insanlar alınıyor ve nehre atılıyor. Bu şekilde salgınların önüne geçilmiş oluyor. Bu dönemde tabii şimdi evi yıkılan insanlar var, yıkılmayan insanlar var. Ev sahipleri var, kiracılar var. Ev sahipleri kiracılarını böyle sokakta bırakmasın diye birtım önlemler alınıyor. Özellikle gıda ve barınma
49:57 ihtiyacının karşılanması için kiliseden de destek alınıyor. O dönem kilise çok zengin ve kilisenin gücü de bu depreme sunulmaya çalışılıyor. Sosyal etkilerine baktığımız zaman evet aylarca artçı sarsıntılar sürüyor. İnsanlar zaten deprem anında ve sonrasında ne olacak? Korkusu, paniği bitmeyecek. Her sarsıntıda yeniden böyle bir şey yaşayacağız mı? korkusuyla yaşıyorlar. Ve Voltair diye bir yazar var. Çok ünlü Voltaire'i duydunuz. Depremden sonra Candide ve Lizbon felaketi üzerine adlı şiirler kaleme alıyor. Hatta e Voltaire'in yazdığı bu şiirler kilise tarafından eleştiriliyor. Şiir Hristiyanlığın temel ilkelerine saldırıyor gibisinden böyle eleştirel söylemler geliştiriyor kilise. Ama halk bu dönemde ben size söyleyeyim kiliseyi ciddiye almıyor. Çünkü zaten kilise halkı sömürüyordu, kandırıyordu. Bir de deprem tam böyle kilisenin ayinde
50:44 meydana geldi ya. hani kilise bizi kurtarmadı gibisinden manevi anlamda ciddi sorular ortaya çıkıyor ve bu dönemde tanrı neden iyi insanları cezalandırıyor gibisinden sorular kiliseyi böyle eleştirilerin merkezine oturtmuş. Jean Jacques Rousso da çok önemli bir yazar canlarım. Toplum Sözleşmesi adlı eseriyle biliniyor. Jean Jacqu Busso da mesela düşünüyor. Diyor ki insanlar diyor doğal yaşamlarından, doğal yaşam bölgelerinden uzaklaştılar diyor. Doğal yaşam tarzına dönülmesi gerekiyor gibisinden ortaya bir fikir atıyor. Depremden önce Cizvit din adamlarının yürüttüğü eğitim faaliyetleri artık gözden geçiriliyor. Depremden sonra eğitim sadece soylulara verilmiyor. Artık dikkat edin tüm halka hitap eden yeni bir eğitim modeli ortaya konmuş Portekiz'de. Tabii binalar yeniden inşa edilmeye başlanıyor. artık barok mimarisinden, süsünden filan
51:30 uzaklaşıyorlar. Daha böyle bilimsel şehircilik anlayışıyla yeni şehirler inşa edilmeye başlanıyor. Burada şu önemli. Bakan Pompal'ın Portekiz'de yaptığı şu çalışmayı unutmayın. Bakın dünyadaki ilk sismik korumalı yapılar yapmaya başlıyor. Pompal bu noktada gerçekten tarihe geçmiş. Sismoloji biliminin temelleri bu dönemde atılıyor ve gelişiyor. Bu açıdan önemli. Lizbon depreminin ekonomik etkilerine bakacaksak şimdi Portekiz dediğimiz devlet 15. yüzyıldan beri böyle sömürgecilik yapan, İspanyaile Portekiz sömürgecilikte böyle zenginleşen devletlerdi. E tabii bu noktada ne oldu? Açık denizlere yönelmişler. Sömürge imparatorluğu kurmuşlar. Zenginleşmişler. Depremden sonra Portekiz'in bütün dengesi, düzeni bozuldu. Portekiz'in bu durumundan dolayı tabii dünya devletleri Portekiz'e ürün üzerinden yani ayni ve nakdi nakit üzerinden yardım yapmaya çalışıyor. Ama
52:17 her şeye rağmen deprem başımızdan geçen bir şey. Biz de biliyoruz. Ne yaparsanız yapın depremden sonraki ihtiyaçlar %100 karşılanamıyor. Gerçekten zor bir iş. Milyonlarca kişinin etkilendiği, binaların etkilendiği, psikolojilerin bozulduğu çok büyük bir yıkım deprem. O yüzden gerçekten, eee, Portekiz'de de ne yaparlarsa yapsınlar kıtlık baş gösteriyor. Canlarım, devlet halkın ihtiyacını karşılamak için yeni kaynaklar oluşturmaya çalışıyor. Mesela o dönem zenginlerden, soylulardan yeni vergiler almış. Kilise çok zengindi ve gelirlerinin çoğunluğuna devlet ne yapıyor? el koyuyor. Üretimi artırmak için teşvik edici yasalar çıkarıyor. Tabii üretimin artması çok önemli. Deprem oldu, bitti, yaşandı. Tamam, insanlar öldü. Ama bundan sonra ülkenin kendi ihtiyacını karşılayabilecek üretim potansiyeline ulaşması lazım. Bu yüzden de üretimi düşünmek zorundalar. Burada
53:04 Pompalı'ın girişimleriyle yani Bakan Pompalı'ın girişimleriyle 1761'de Kraliyet Hazinesi adlı bir hazinenin oluşturulmasına dikkat edelim. Onu bir hatırlayalım. Zaten ülkenin mevcut rezervleri kaynakları parası altınları, kilisenin de öyle. Tüm kaynaklar depremde enkaz altında kaldı ya. O yüzden ayrı bir hazine oluşturulacak. Ayrı bir üretim potansiyeli oluşturulmaya çalışılacak. Gelelim İstanbul depremine. Bu da büyük bir deprem. 1766'da İstanbul'da sabah saatlerinde meydana gelen bir deprem ve 45.000 kişi İstanbul depreminde hayatını kaybediyor. Tabii Fatih, Bayazıt, Şehzadebaşı camileriyle Kapalı Çarşı gibi büyük yapılar çok önemli tarihi yapılarımız. Görselde de temsili olarak görüyorsunuz. yerle bir oluyor, yıkılıyor ya da ayakta zor kalacak duruma geliyor. Bu şekilde
53:49 sıkıntılı bir süreç. Peki İstanbul depremi olduktan sonra, 176 depremi olduktan sonra ne olacak? Devlet ne gibi? Osmanlı ne gibi tedbirler alacak? Mesela hemen arama kurtarma çalışmaları başlayacak. Barınma ve imar çalışmaları düzenlenmeye çalışılacak ve özellikle idari anlamda kaymakam, kadı ve subaşı atamaları yapılacak. Çevre şehirlerden o dönemde İstanbul'a ustalar getiriliyor ki yeniden inşa yapılsın. Burası önemli. Mimarbaşı Halit Efendi diye bir adam var. Bu adam başkanlığında teknik bir heyet, bir ekip oluşturuluyor ve ekibi yani bu ekip işleri yürüten ekip oluyor. Kurumsal binaların ve vakıf eserlerinin onarım masrafları hayır kurumları tarafından karşılanmış. Tabii bizim başımızdan da geçti ya yani Maraş depreminden sonra hatırlıyor musunuz? Herkes yani biz de dahil, bireysel de
54:35 dahil işte ne bileyim bazı eşyalar aldık, arabalarımızıla götürdük oraya bıraktık ya da dernekler, vakıflar aracılığıyla yani devletin dışında da bir yardım potansiyeli oluşuyor. Bütün dünyada bu böyledir. Depremlerden sonra çevre şehirlerden imkanı olanlar hemen eee depreme koşarlar. Bu da zaten toplumsal anlamda birlikteliği gösteren bir şeydir. Bizde bu özellik var. Mesela Maraş depreminden sonra insanlarımızın nasıl bir bütün olduğunu, birbirini düşündüğünü çok iyi gördük. İstanbul depreminden sonra canlarım ahşap yapıların yerine taş ve tuğladan binalar yapılması için fermanlar çıkarılıyor. Yani daha sağlam binalar isteniyor. Çünkü burada ahşap binalar da sıkıntı tamam hafif filan ama güzel de şöyle düşünün. Ahşap binalar da depremden sonra yangına maruz kalıyor. Bu da ayrı bir sıkıntı yaratıyor. O yüzden canlarım o dönemde özellikle taş ve tuğladan daha
55:21 sağlam yapılar ortaya çıkarılmak istenmiş. İstanbul depreminin sosyal etkilerine bakalım. İstanbul'a tabii İstanbul'dan Taşra'ya yoğun bir göç yaşanıyor. İstanbul'da insanlar artık psikolojik olarak kalamaz. Kolay bir şey değil. Dini görevliler ve esnaf birlikleri ne yapıyor? İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Bu aslında halkın birlik ve dayanışma duygusunu güçlendiren bir durum. Medreselerin yıkılmasıyla eğitim faaliyetleri aksıyor tabii ki. Ve bunun üzerine müderrisler geçici ders halkaları kurarak bu aksaklığı, bu eğitim ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Rum ve Ermeni kiliseleri yıkılınca Müslüman ustalar Rumların ve Ermenilerin ne yapıyor? ibadethanelerini, kiliselerini inşa etmeye çalışıyor. Bu da toplumlar arasındaki o farklılıkları, farklı inanç ve mezhep anlayışının aslında olmadığını yani birbirine insanların güzel bakabildiğini ve
56:06 birlikte olabildiğini göstermesi açısından çok önemli. Ekonomik açıdan baktığımız zaman şu çok önemli. Depremden sonra hemen Divan-ı Hümay Osmanlı Meclisi her evden 22 akçe ek vergi alınmasına karar veriyor. 22 akça ne yapılmış? Ek vergi alınmış ve depremin acı bilançosu bu vergilerle giderilmeye çalışılacak. Depremden sonra tabii canlıların fahiş fiyatlar ortaya çıkıyor, değil mi? Yani inşaat malzemeleri mesela. Yani depremden sonra en çok neye ihtiyacın olur? İşte gıda malzemesi, barınma malzemeleri, işte inşaat malzemeleri. Hemen bunlar ne yapıyor? Her depremden sonra artıyor, değil mi? İşte devlet bu fiyat artışını önlemek amacıyla NARH uyguluyor. Yani fiyat aralığı belirliyor. Fiyatlar çok uçmasın ya da dibi görmesin şeklinde bir denge kurmaya çalışıyor. Son olarak şunu söyleyeyim canlarım. Devlet yeni binaların Kagir yapılmasını zorunlu
56:52 tutuyor. Kagir yapmak dediğimiz ne biliyor musunuz? Geri şu hani ahşaptan yapılıyordu ya binalar yangına sebep oluyordu. Şimdi bu molozlardan, taştan, tuğladan yapılması demek. Ve bundan sonra da gerçekten e ne olacak? Kagir bina yapımına mantık olarak geçeceğiz. Ama insanlar geçecek mi? Hayır. İnsanlar ne yapıyor? Yine yine ahşaptan yapmaya devam ediyorlar. Ve günümüzde de ahşap binalar hala var. Değil mi? Bu da neye sebep oluyor? İşte tamam yıkılmada sıkıntı olmuyor. Böyle yıkılsa bile ölümcül olmuyor ama yangınlara sebep oluyor. Bu açıdan çok kötü canlarım. Dilim döndüğünce tüm konuların üzerinde durdum. Gerçekten 11. sınıf 1. dönem 1. yazılı için gerçek sağlam bir full tekrar videosu oldu. Şimdi dediğim gibi yazılı senaryomuzda görüşürüz. Kendinize çok iyi bakın. Umarım yazılıdan yüz alırsınız. Buraya kadar izlediyseniz,
57:37 beni şu an dinliyorsanız videoyu beğenmeyi, kanala abone olmayı sakın sakın unutmayın. Seviliyorsunuz.